Değerlemiz

 

 

 

Duyurular

Online Üye Kaydı

Websitemizdeki online üyelik sayfasından vakfımız üyelik için başvurabilirsiniz, daha sonra üyelikle ilgili olarak sizinle irtibata geçeceğiz

Ziyaretçi Defteri

Sitemiz ziyaretçi defterine duygu ve düşüncelerinizi bekliyoruz.

Üye Aidatları

Kıymetli hemşerilerimiz, vakfımızın sizlere daha iyi hizmet verebilmesi için aidatlarınızı ödeyiniz. Sitemiz aidat sayfasından ödemelerinizi takip edebilirsiniz.

Websitemiz Yenilendi

Gümüşhane Vakfımız websitemiz hizmete girmiştir. Vakıf faaliyetlerimizi websitemizden takip edebilirsiniz.

 

Gümüşhane Türkülerimiz


PopUp MP3 Player (New Window)

Yöresel Türkülerimiz

Her kültürün kendine mahsus bir takım sosyal dinamikleri vardır. Belli bir toplum içerisinde yaşayabilme uyumu ve başarısı bu sosyal dinamiklere bağlı olduğundan, kişi, doğumundan ölümüne kadar kendisini çepçevre saran yerel kültür değerleriyle kuşatılmıştır. Bu yerel kültür değerleri; türkülerdir, manilerdir, masallardır, bilmecelerdir, ağıtlardır, dil ve anlatım özellikleridir, efsanelerdir, velhasıl kendimiz kokan her şeydir.

Her ulus kendi kültürü yaratırken, kültürünün ayrılmaz bir parçası olan folklorünü de yaratmış, sevinçlerini, üzüntülerini ve acılarını değişik kalıplarda ifade edecek formları da bulmuştur.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesiyle Karadeniz Bölgesinin Bağlantı noktasında bulunan Kelkit ilçemizin türkülerinde 93 Harbinin ve Rus işgalinin derin izlerini bulmak mümkündür. O acılı yıllardan günümüze gelen süreç içinde insanımız bazen sevinmiş, bazen üzülmüş ; üzüntülerini ve sevinçlerini saza, söze dökmüştür.
Bölgemiz insanları, geri kalmışlığın kaynağı cehaletle savaşırken, onun getirdiklerine de katlanmak zorunda kalmıştır.
Kısacası üzerinde yaşadığımız coğrafya,insanımızın sevme hasretine ayrılık ateşi katmış, bu durdum türkülerimize de yansımıştır.

Aşağıdan gelir aldıramadım
Gerdanı gerdana sardıramadım
Bir elinde divit,bir elinde kalem
O yarin aklını kandıramadım

Aşağıdan gelir allı moralı
Parmakları boğum boğum kınalı
Sen gelin olalı burnun havalı
Ben seni rüyanda saran oğlanım

Aşağıdan gelir güzelin göçü
Gelin mi ettiler canımın içi
Ömrümce saklarım verdiğin saçı
Ben seni gül iken deren oğlanım

Kelkit’in altında bir ulu yazı
Yazıya dökülmüş gelini kızı
Attın içerime oy olmaz sızı
Ben seni kız iken seven oğlanım

Buram buram sevda kokan bu Kelkit türküsünden sonra, şimdi de yöremizde söylenen bir ağıtı aktaralım : Olay askerî bir alayın Kelkit’te konuşlandığı bir dönemde, şimdiki Küçük Cami’in önünde geçer. Küçük Camii askeri karargah binasıdır. Teskeresini alacak asker, teslim etmek için tüfeğini temizlemektedir. Unutulan bir mermi ateşlenir, asker kafasından yaralanır ve ölür. Arkasından bu ağıt yakılır:


Karargah çift kanatlı
Doktor gelir al atlı
Yürü doktor bey yürü
Beynime kurşun aktı

Sepet sepet yumurta
Ana beni unutma
Unutursan tez unut
Göz yaşını kurutma

Harmana verdim yanımı
Toprak emdi kanımı
Ben hasretlik bilmezdim
Silah altı canımı

Tabutumdan tutanlar
Al kanları yuyanlar
Ben öldüm gidiyorum
Sağ olun arkadaşlar

Aynı duygularla yakılan bir başka ağıt:

Hastane önü anam mermer döşeli
Sarhoşlar geliyor eli şişeli
Üç gün oldu ben bu derde düşeli
Oy nenni nenni,askerim nenni,severim seni

Bir mektup yazdım anam dört ucu kara
Künyemiz verildi kara kollara
Anam duyar ise düşer yollara
Oy nenni nenni,askerim nenni,severim seni

Yine yöremizde söylenen aşağıdaki ağıtta ise, bir yiğidin öldürülüşü ve bu ölüm karşısında duyulan çaresizlik anlatılmaktadır:

Pekün’ün önünde üç binek taşı
Çekin atı binsin Pekün’ün başı
Kaleme benziyor kirpiği kaşı
Yazın evrağımı deryaya salın
Dağlar perde çekmiş arada kaldım

Pekün’den çıkıyor bir sürü koyun
Kimini kesin de kimini koyun
Bir oğlum olursa ismini koyun
Yazın evrağımı deryaya salın
Dağlar perde çekmiş arada kaldım

Trabzon yolları yastadır yasta
Elim yaramdadır,canım kafeste
Mehmet’i vurdular dağlar hep yasta
Yazın evrağımı deryaya salın
Dağlar perde çekmiş arada kaldım

Pekün’den çıkıyor bir ince tütün
Cansız bedenimin yanında yatın
Kara toprak ile üstümü örtün
Yazın evrağımı deryaya salın
Dağlar perde çekmiş arada kaldım

Cehaletin getirdiği kan davaları tüm Anadolu’da görüldüğü gibi Kelkit’imizin geçmişinde de yer etmiş, nice ocaklar sönmüş, nice canlar toprak olmuştur. İşte kan davasının anlatıldığı bir Alansa(Gümüşgöze) örneklemesi:


Nahır gelir Alansa’yı yol eyler
Üçgüzel de pencereden el eyler
Nettim ulan Halil ben sana nettim
Elinden tuttum da kemlik mi ettim

Halil çıkmış şu dağlarda ne gezer
Kaytan bıyıkları kanlarda yüzer
Nettim ulan Halil ben sana nettim
Elinden tuttum da kemlik mi ettim

Agah Babanın Kazları yöremizde çokça bilinen ve söylenen bir türküdür:

Hemen köyün ortasında
Bekir Dayı tarlasında
Devran sürsün ortasında
Agah babanın kazları

Birin yatar,birin kalkar
Ortadaki volta atar
Kral olmuş ferman yazar
Agah babanın kazları

Hepsi okur hece hece
Yayılırlar gündüz gece
Dolsunlar bizim güvece
Agah babanın kazları

Değirmenin arkasında
Cankul kotan tarlasında
Devran sürer ortasında
Agah babanın kazları

Ne kış bilirler ne de yaz
Bağırırlar avaz avaz
Yok Ankara’da böyle saz
Agah babanın kazları

İlçemizin denilebilir ki Kelkit’in Altı Bağlar türküsünden sonra, en fazla kulaklara yer etmiş, zevkle hala söylenen bir türkü daha vardır ki o da şöyledir:

Kıran’ın altı göze
Güzeller gelip geze
Derdin ne idi bennen
Aldattın bir çift söze
Yar öyle mi öyle mi
Kelkit eli böyle mi

Tabağa gül dikerim
Kara sevda çekerim
Eller yar yar dedikçe
Ben boynumu bükerim
Yar öyle mi öyle mi
Kelkit eli böyle mi

Garip Salih coşanda
Kar dağlara düşende
Dünya benim olur yar
Ben sana kavuşanda
Yar öyle mi öyle mi
Kelkit eli böyle mi


Tespit edebildiğimiz tek kıtalı bir Kelkit türküsü de şöyledir:

Cami duvarında ezan okunur
Ezan sesi kulağıma dokunur
Herkesin mektubu gelmiş okunur
Benim ciğerime hançer sokulur...

 

KELKİT’İN ALTI BAĞLAR TÜRKÜSÜ


Yar yar Kelkit’in altı bağlar
Kar yağar seki bağlar
Muratlı murat almış
Muratsız her gün ağlar
Di gel zalım aman
Hayınsın yar

Kelkitliyem kentliyem
Söyletmeyin dertliyem
Yaram merhem istemez
Çok ezelden dertliyem
Di gel zalım aman
Hayınsın yar

Oğul der bahtı geçti
Bilmedim vahtı geçti
Dünya bir penceredir
Her gelen bahtı geçti
Di gel zalım aman
Hayınsın yar


Yavru yavru....Kelkit’in altı bağlar
Yar yar...Kar yağar seki bağlar zalım yar
Oğul kurban...Muratlı murat almış
Yar yar... Muratsız her gün ağlar
Di gel zalım amman hayın yar

Yavru yavru... Baba der bahtı geçti
Yar yar... Bilmedim vaktı geçti zalım yar
Oğul kurban...Dünya bir penceredir
Yar yar...Her gelen baktı geçti
Di gel zalım amman hayın yar

Bu türkü Kelkitlinin Kelkit için içinden kabaran duygularıyla söylediği bir türküdür.

Sevgi ve aşk tüm insanlığın ortak değerleridir. Anadolu insanı, savaşlara ve çaresizliklere karşı türkülerini büyük bir sevgi ateşiyle yakmış ve söylemiştir. İşte Karşıyaka köyümüzden temiz ve saf bir aşk hikayesinin anlatıldığı dizeler:

Değirmenin yanında,nananay
Yütürdüm saatımı,nananay
Kız ben senin yolunda
Yitirdim hayatımı,nananay

Şu türkümüzde ise Anadolu insanın yine saf duyguları terennüm edilmektedir:

Eğlenceden gelenlere
Çöl yaylalar kar mıdır?
Sevdalıktan ölenlere
Sorgu suval var mıdır?

Yayla yolları taşlı da
Gel benim kara kaşlım
Anan mı döğdü seni de
Niye gözlerin yaşlı

Entarini dar eyle de
Boyuna karar eyle
Kimler kandırdı seni de
Gel bana doğru söyle

 

SU BAĞLADIM KELEME

Su bağladım keleme
Göllen dibine göllen
Çıktım yüksek dağlara
Tellen perçemim tellen

Ben biçerim buğdayı
Gel bağlayalım bağları
Bensiz nasıl gezersin
Şu virane dağları

Su bağlasam gelir mi
Suvarsam yeşerir mi
Yare tel çeksem
Acaba yarın gelir mi

 

MERYEMİM TÜRKÜSÜ

 

Meryemim meryemim sarı meryemim
El alem içinde neler söylerim
Verdiğin saçınan gönül eylerim
İfadeyi de doğru söyle sarı meryemim...

Evlerinin önü ufak bir yokuş
Kız kurban olayım o nasıl bakış
Halının üstüne döktüğün nakış
İmlek çalan parmaklarına kurbanım...

Başpınar köyümüzde söylenilen şu türküde ise asker yolu beklenir:

Sandığa vurmayın,sandık yaralı
Mektuplar geliyor,allı karalı
Benim yürek hepsinden yaralı
Yıllar kardeş yıllar,yaralı yıllar
Gide de gelmeye,karalı yıllar...

Erzurum düzünde toplar atılır
Ağır mermi havalarda tartılır
Kimi şehit düşer,kimi kurtulur
Yıllar kardeş yıllar,yaralı yıllar
Gide de gelmeye karalı yıllar...

Askeri çektiler horon düzüne
Benden selam olsun emim kızına
Alsın yavruları iki dizine
Yıllar kardeş yıllar,yaralı yıllar
Gide de gelmeye karalı yıllar...

Altımıza açtık çayır otunu
Yanlarımıza doldu gülle tütünü
Her kimi sorarsan asker yetimi
Yıllar kardeş yıllar yaralı yıllar
Gide de gelmeye karalı yıllar...

Çilhoroz’da toplar kurulu kaldı
Alansa’nın boynu burulu kaldı
Nice yiğitler yollarda kaldı
Yıllar kardeş yıllar yaralı yıllar
Gide de gelmeye karalı yıllar...


KIRAN’DAN AŞMA GELİN

Kıran’dan aşma gelin
Al yeşil kuşan gelin
Kocan çirkin sen güzel
Gayret et boşan gelin...

Kıran’dan aşma garı
Yaramı deşme garı
Kartolları sökmeden
Bırakıp kaçma garı...

Kıran’dan aşıyorsun
Odun mu taşıyorsun
Kız memende pire var
Memeni kaşıyorsun...

ÖT GARİP GARİP

Kelkit dedikleri bir ulu yazı
İçinde eğlenir ördeği kazı
Yarimden ayrıldım sabah namazı
Sılanın bülbülü öt garip garip...

Askeri dizmişler hep bir sırada
Çifte nöbetçiler gezer burada
Kendim gurbet elde gönlüm sılada
Sılanın bülbülü öt garip garip...
 

BEN HOROZUM ÖTERİM


Ben horozum öterim
Öyledir yar öyledir
Çıkar tarda yatarım
Öyledir yar öyledir
Siz sarılıp siz yatın...

Gel ho gel canocan
Ben vaktinde öterim...

Kara tavuk kaz tavuk
Öyledir yar öyledir
Kanadı kanı soğuk
Öyledir yar öyledir
Tardan indim beklerim...

Gel ho gel canocan
Gelmiyor tüyü yoluk...

Hep meydanda gezerim
Öyledir yar öyledir
Piliçleri gözlerim
Öyledir yar öyledir
Bıldır ötme bilmezdim...

Gel ho gel canocan
Bu yıl da kanat çırparım...

Türküleri ağıtlardan ayıran en belirgin özellik, ağıtların belli bir forma veya kalıba bağlı kalmaksızın, çok büyük bir acı karşısında irticalen söylenmeleridir. Buna ağıt yakma denir. Büyük acılar karşısında nice ağıtlar yakmış bölgemiz insanı, acılara karşı duyarsız kalmamış haliyle,her zaman acısını söze dökmeyi bilmiştir. Denilebilin ki en fazla folklorik birikim, ağıtlarla karşımıza çıkmaktadır. Acının coğrafyasında,en dayanılmaz acılara bile katlanan Kelkit insanı, hep dindirilmiş acılarıyla baş başa kalmış, hayattan haz alma yeteneğini geliştirememiştir. Kelkit’te nereye giderseniz gidiniz, ya savaşların derin acılarını anlatan, ya hastalıktan ölen bir bebenin ardından çığırılan samimi duyguları ifade eden yada birbirlerini sevdikleri halde kavuşamamış aşıkların ızdırap hikayelerini terennüm eden ağıtlara rastlarsınız. İşte size birkaç örnek:


Bu nasıl kuşumuş
Yuva yapmamış
Yaptığı yuvayı
Tamam etmemiş
Oy anam,oy...

Dağların başında bir dolu pınar
Ellerimi yusam, kollarım donar...
Otursam ağlasam,el beni kınar
Bülbülü çimdürdüm altın tasınan
Yar sennen yuva kuracaktık ne havasınan
Şu dağın ardı mantar,bu dağın ardı mantar
Benim dertlerim günbegün artar...

Eleği satılmış poşaya döndüm
Ordusu dağılmış paşaya döndüm
Yuvası bozulmuş kuşa döndüm
Kaladan kalaya atılamadım
Terezim kırıldı tartılamadım
Ezrail elinden kurtulamadım...

Yuyun anamı yuyun
Suyunu serin koyun
Anamın yarası çok
Kabire ağır koyun...

Yavrum sana doyamadım
Ben yaranı saramadım
Uzaktır dağların ardı
Yüreğimi acı sardı
Boş beşiği bana kaldı
Aç gözünü bakma bana
Ağlıyorum yana yana
Artık seni toprak sarsın...

Doyamadım fidan boyuna yavrum
Seni vuran eller kırılsın oğlum kırılsın yavrum
Gözyaşımla mezarını suladım yavrum durdum
Nerdesin gel artık yavrum...

Yol üstünde harmanım
Savrulmuş samanım
Bana öksüz derler
Benim öksüzlük zamanım mı
Anam oy,bacım oy...

Karlı dağın ardı karanlık
El yattı ben uyanık
Figanıma gelsin komşular
Benim yüreğim yanık

Bu güzelim Kelkit türkülerini dillendirmek ve yaşatmak genç kuşak sanatçı kardeşlerimizin en önemli görevi olsa gerektir.

 

Habeş:

Hebeş içelim,hebeş,oooohh
Kokokola, pepsikola iç bak sonun ne ola
Hasta göçü başlar,İzmir’e,İstanbul’a
İlacı doğada ara, hebeşinen ağzını sula
En kaliteli kuşburnu Yardibi’nde...

Çökelik:

Sana, tama, yiye yiye öldüm ana
Emim, çökeliği kavuştur bana
Lemise sürdürmesi,iyi olur indirmesi
Nefis olur bazlaması,köp dibinde yazlaması
En dehşetli çökelik Ağalık yaylası çökeliği...

 

Gurut:

İsgah’ta yapılır,piramit kurut
Mantısını sırıt da derdini unut
Kersende iki kurut ez, aşını gayet ince kes
Kepçeyi sağlam tut, suyu bentten kes
Ağzını silme de kıskansın herkes...


RÜYAM

Evelik dolmasını baş ucuma koysalar
Eriştelik aşı ince ince kıysalar
Kurumuş fetirle beni dövseler
Su böreği için şehit giderim...

Haşıl gelsin gevişetim belimi
Ne güzel becermiş evin gelini
Yağlı çökelekli zurna dürümü
Verin çalayım,midem oynasın...

Kuru kemikli yarmalı yahnı
Siron ile mantı sanki nikahlı
Kızarmış kadayıf telli duvaklı
İki dişim arasında düğün ederim...

Kurut katıhlı gendümeli çorba
Unutamam seni ey kocu dolma
Gavudu,kuymağı sakın unutma
Sakal oynatmadan yutarım sizi...

Sanmayın oburum,sadece rüya
Akşamı yemeden daldım uykuya
Uyanır uyanmaz koştum sofraya
Aç tavuk rüyada neler görürmüş...

Faruk Yerli

 

UNUTULAN YEMEKLERİMİZ

Çökelekli börek zirve dudakta
Yer gök dolması kaldı askıda
Mercimekli pilav şimdi sırada
Herle çorbasıyla kuymak nerede?

Pağla katısı ekin yemeği
Ev makarnası çeker çileyi
Baki kalan şimdi kartol yemeği
Kepçeyle içilen sütlü nerede?

Un çorbasının elbet çilesi çoktur
Yoğurtlu sironun emeği boldur
Un haşılı artık Kelkit’te yoktur
Gurutlu haşıl kaldı nerede?

Fırfır çorbası kayboldu gitti
Madımak yemeği yıllarca bitti
Gatıklı çorba arada geldi
Yoğurtlu dolma kaldı nerede?

Lemisimiz sac üstünde pişerdi
Tereyağı sürülmesini beklerdi
Turşular ki küplerinde ekşirdi
Tekneyle kavurmalar nerede?


KELKİT YEMEKLERİ

 

Bulgur pilavının tere yağlısı
Ne güzeldir yanındaki hoşafla
Hele bir de kavurmalı olursa
Su içirir sana gece yarısı...

Ayranlı çorbanın yanında reyhan
Serinletir seni olursan büryan
Hele bir de pağlası bol olursa
Zannedersin bütün dertlere derman...

Evelik dolması kocu’ya eştir
Sarmısaklısı da iyi peşkeştir
Hele bir de çökelikli olursa
O zaman lezzeti bir iken beştir...

Kurut katığıyla çorba yedin mi
Kersende kurutu elle ezdin mi
Aşının üstünde bol nane reyhan
Böylesini hiçbir yerde yedin mi?...

Fetir böreğinin bol cevizlisi
Yiyen olur bu lezzetin delisi
Fetir arasında bol kıyma varsa
O da başka bir tat,boştur gerisi...

Kelem dolmasını güzün yemeli
Isırdıkça kulağın “küt” demeli
Yanı sıra kara üzüm varsa
Bu lezzete bilmem ki ne demeli...

Haşalın iyisi darıdan olur
Yiyenlerin hepten kolu yorulur
Yanı sıra koyun sütü olursa
Kavurmalı arayanlar az olur...

Sironu sinide dürer,dizerler
Üstüne de tereyağı süzerler
Kurut ile bir de süslerler
Kimisi de sarmısaklı severler...

Sütlacın adına söz kesen derler
Kase kase sinilere dizerler
Hele bir de yüzü kuymak tutarsa
Bir yiyenler bir kez daha isterler.

Kelkit'in yolu

Kelkit'in yolu bayır m'ola
Bir düş gördüm hayır m'ola
Şimdi yarim gelir m'ola

Aşalım dağlar aşalım
Hanım gel bayramlaşalım
Elin elime alaydım yar
Şalın belime saraydım yar
Bir gece mihman olaydım yar

Nakarat

Kelkit'in yolu düz olur yar
Top mavi şalvar toz olur yar
Komşular duyar söz olur yar

Nakarat

Şeftali derler ezerler yar
Çini tabağa düzerler yar
Sallanır gezer güzeller yar

Nakarat

Yeni tikanın (dükkanın) üstüyem ben
Allar giyenin dostuyam ben
Ellemeyin hiç hastayım ben